dna

Gelişen bilimin ortaya çıkardığı gerçek, canlıların asla tesadüflerle ortaya çıkamayacak kadar kusursuz bir düzene ve son derece kompleks yapılara sahip olduklarıdır. Bu ise canlıları üstün güç ve ilim sahibi olan Rabbimiz’in yarattığının apaçık bir delilidir. Yaratıcımız olan Allah’ın varlığını reddederek tesadüflere bel bağlayan evrim teorisi de, ortaya atıldığı tarihten bu yana, en sarsıcı darbelerden birini moleküler biyoloji alanındaki gelişmelerle birlikte almıştır. Çünkü moleküler biyoloji, canlılığın kökeninin sözde basit yapılara dayandığını öne süren Darwinizm’in iddialarını tartışmasız delillerle temelinden çürütmektedir. Bilim adamları, hücre içinde, “moleküler makine” olarak ifade ettikleri kompleks yapıları keşfettikçe, bunların rastlantılar sonucu oluşamayacağını açıkça görmüştür.

www.darwindnayibilseydi.imanisiteler.com

DNA, canlıları oluşturan bilgi bankası olarak tanınır. Her insanın gözü, kaşı, boyu, organları bu bilgi bankasında bulunur. Tüm insanlar %99.9 oranında birbirine benzer ve dış görünüş olarak insanları birbirinden ayıran bu genlerin sadece binde biridir. Protein kodlayan kısımlar tüm DNA’nın sadece %2-3’lük kısmıdır ve geri kalanı ile ilgili bilim adamları hala araştırmalar yapmaya devam etmektedirler.

DNA muhteşem bir kütüphaneye benzer ve sadece 4 harfin çeşitli sıralanışlarından oluşan, 3.2 milyar harflik bir bilgiye sahiptir. Bu harflerin sırası ve yeri o kadar eşsiz ve önemlidir ki, küçücük bir hata bile çok ciddi hastalıklara hatta ölüme yol açabilir. Sadece 1 gram DNA içerisinde 700 terabaytlık (1 terabayt= trilyon bayt) bilgi bulunabilir ve tüm dünyadaki bilgiler sadece 2 gram DNA içerisine sığabilir.

DNA’nın bu özellikleri yanı sıra fiziksel şekli de mükemmel bir sarmal oluşturur. Bu sarmal, kromozomlara dönüşürken muhteşem bir düzen içinde katlanır. Ancak DNA’nın enine kesiti de en etkileyici sanat eserlerini gölgede bırakacak bir güzelliğe ve altın orana sahiptir. Aklı ve şuuru olmayan atomların tesadüfen bir araya gelerek böyle eşsiz sanat eserleri oluşturmaları tabi ki mümkün değildir. Görünmeyen dünyada karşımıza çıkan sanat eserlerinde de Allah’ın örneksiz yaratışına şahit oluyoruz. Ayette şöyle buyrulur:

“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah, herşeye güç yetirendir.” (Ali İmran Suresi, 189)

DNA’nın Keşfi  ve Hayatın Sırrının Çözüldüğü İddiası

Francis Crick ve James Watson 1953 yılında DNA molekülünün yapısını keşfettiklerinde, bütün dünyaya “hayatın sırrının çözüldüğünü” duyurmuşlardı. Ayrıca DNA’nın anlamının, proteinleri kodlama yeteneğinin altında gizli olduğunu düşünmüşlerdi. Daha sonraki çalışmalarda DNA’nın sadece %2’sinin protein kodladığı keşfedilince, Susumu Ohno ve David Comings tarafından 1972 yılında, DNA’nın geri kalan %98’lik kısmı sözde gereksiz ya da “Junk DNA” olarak adlandırılmıştır.1

Bu büyük keşiften sonra canlı vücudunun inşası için gereken bilgileri barındıran ve organizmanın bir nevi bilgi bankası olan bu esrarengiz moleküle olan ilgi arttı ve her geçen gün yenisi eklenen çalışmalarla bilinmeyenler gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu konudaki en önemli çalışmalardan olan Genom projesi, DNA’da kayıtlı bulunan bilginin pek de hafife alınacak gibi olmadığını göstererek karşımıza inanılmaz bir tablo çıkardı. Tek bir DNA molekülünde vücudun inşasını sağlayan devasa bir bilgi bankası bulunuyordu. Öyle ki, DNA içindeki bilgi 61 metre kalınlığında bir kitaba eşdeğerdi. Bu da yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda bir bilgi demektir.2

www.molekulmucizesi.imanisiteler.com 

ENCODE Projesi Allah’ın Kusursuz Yaratışını Bir Kez Daha İspatlamıştır

Cop-dna-3İnsan Genom Projesi’nin 2003 yılında büyük ölçüde tamamlanması ile birlikte elde edilen bilgilerin daha detaylı incelenmesi için, değişik projeler başlatıldı. Genom projesi ile, genetik materyali (genomu) oluşturan bazların sıralanışı ve genlerin yeri ile ilgili bilgiler elde edilmişti. Fakat hala belirlenen genlerin ne kadar fonksiyonu olduğunu kimse bilmiyordu. Ulusal Genom Araştırma Enstitüsü (NHGRI) insan genom dizilimindeki bütün fonksiyonel elementleri tanımlamak için bir proje oluşturdu. ENCODE (DNA ansiklopedisi) olarak adlandırılan projede dünya çapında 442 bilim adamı, 1642 uzman, 32 farklı laboratuvarda, 147 farklı tip hücreyle çalıştı. Üç kıtadan düzinelerce laboratuvardan gelen deney sonuçları şaşırtıcı bir şekilde birbirleriyle tamamen uyumluydu. Ve elde edilen bulgular eş zamanlı olarak kamuoyuyla paylaşıldı. Projenin sonuçları DNA hakkında bilinenleri tamamen değiştirmişti. ENCODE projesi DNA hakkında bilinenleri kökten değiştirdi.3  

ENCODE’dan önce, uzun yıllar boyunca genomun sadece protein kodlayan %2’lik kısmı dikkate alındı. Ve genetik dizimizin kodlama yapmayan %98’lik kısmı sözde gereksiz ya da junk (çöp) olarak değerlendirildi. Bu %98’lik kısmın fonksiyonunu yitirmiş, artık kullanılmayan bölümler olduğu düşünülüyordu.4 Ulusal İnsan Genom Enstitüsü başkanı Francis Collins’in bilimsel devrim olarak adlandırdığı ENCODE (DNA ansiklopedisi) projesiyle, araştırmacılar DNA hakkında ne kadar az bilgileri olduğunu anladılar. ENCODE analizleriyle genomların %80’inin biyokimyasal reaksiyona sahip olduğu saptandı. Özellikle kodlama yapmayan proteinlerin çok önemli fonksiyonları olduğu fark edildi. Ve birçok somut örnek gün ışığına çıkmaya başladı. ENCODE projesinde çalışan Tom Gingeras ulaşılan yeni durumu şöyle ifade etmiştir: “Hemen hemen her nükleotid bir fonksiyonla bağlantılıdır. Ve biz şimdi onların nerede olduklarını, bağlantılarının neler olduğunu ve aralarındaki ilişkileri biliyoruz.” Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuvarı’ndan Ewan Birney bu konuda şu açıklamayı yapmıştır:

“İnsan DNA’sı tahmin ettiğimizden daha aktif bir yapıya sahiptir ve yine orada tahmin edilenden daha fazla şey gerçekleşmektedir.”

Nature dergisinde de benzer bir bilimsel yorum, Biyolog Joseph Ecker tarafından yapılmıştır. Ecker’a göre, ENCODE projesi genomların %80’inin biyokimyasal fonksiyonlara bağlı elementler içerdiğini göstermiş ve yaygın bir görüş olan Junk DNA tabirinin sonunu getirmiştir.5

ENCODE projesi, bir zamanlar çöp olarak adlandırılan DNA kısımlarının, hücrelerin, dokuların ve organların nasıl davranacağını kontrol eden gen düzenleyicilerden oluştuğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, DNA’nın bu kısmında elektrik anahtarlarına benzer bir sistemle çalışan, hücre içindeki genlerin ne zaman kullanılacağını kontrol eden milyonlarca gen anahtarı (=switch) tespit ettiler. Bu anahtarlardan çok büyük bir kısmı diğer genlerin faaliyetlerini artırıyor ya da engelliyor, bir kısmı ise, diğer genlerin kilitlerini açıyordu. Ulaşılan noktada neredeyse bütün genomun anahtarlardan oluştuğu görüldü. Gen anahtarları kapalı olduğunda, DNA işlevsel değildir protein sentezi ve protein oluşumu gözlenmez.  Gen anahtarları açıldığında, DNA aktifleşir ve protein sentezi başlar. Araştırmacılar birçok hastalığın yüzlerce gen anahtarında görülen bu küçük değişikliklerden kaynaklandığını belirlediler.6 

Görüldüğü gibi DNA’nın genetik bilgisinin yalnız içeriği değil, aynı zamanda yapısı ve bulunduğu ortamın özellikleri de hassas bir düzen gerektirir. Bu düzen, gökleri ve yeri yaratan Yüce Rabbimiz’in eserlerinden bir tanesidir. Yusuf Suresi’nin 100. ayetinde şöyle bildirilmektedir:

… Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O’dur. (Yusuf Suresi, 100)

www.atommucizesi.imanisiteler.com

Allah Herşeyi Bir Amaçla Yaratır

DNA’nın bu görünmeyen yüzü, canlılardaki adaptasyon mekanizmaları ile ilgili yeni bilgilere ulaşmamızı sağladı. Anahtarlar kilitli olan genleri gerekli olduğu zaman açıyor, açılan kısımda aktifleşen genler ilgili proteinleri sentezliyor ve bu proteinlerin sentezlemesiyle aktifleşen sistem, canlının ortama adaptasyonunu kolaylaştırıyordu. Bu duruma, arıların rol değişimiyle ilgili Johns Hopkins Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma örnek verilebilir.7 

Bilim adamları, bu çalışmayla ilk kez genlerin kendisinde bir değişim olmaksızın gerçekleşen davranış değişikliğine şahit oldular. Bal arıları yaşamlarına birer bakıcı arı olarak başladıktan iki veya üç hafta sonra kaşif olarak dışarı çıkmaya başlarlar. Arının her iki durumdayken genleri aynıdır, değişen sadece genleri aktifleşen işaretleyicilerin konumlarıdır. Daha sonra, araştırma ekibi bakıcı arıları kovandan uzaklaştırdı ve geri dönen kaşif arıların, bakıcı arıların yokluğunda tekrardan bakıcı arı rolüne girdikleri gözlemlendi. Bu durumda kimyasal işaretleyicilerin yarısından fazlası inanılmaz bir şekilde yine ilk durumdaki konumlarına geldi. Gro Amdam (Arizona State University School of Life Sciences) bu durumu şöyle anlatır: “Bu durum, tıpkı sizin görüş açınıza göre farklı görüntüleri gösteren resimler gibidir. Arıların genomları hem bakıcı hem de kaşif görüntülerini içerir. DNA üzerindeki etiketler, beyne ne türde bir hareket yapması gerektiği hakkında koordinasyonları verir”.8  Ayrıca sözde çöp olarak ifade edilen DNA’nın bu kısmının;

• Embriyolojik gelişimi de yönlendirdiği

• Özelikle protein kodlamayan mikroRNA’ların hücresel trafiği düzenlediği,

• Hücreye giden yolda yönlendirici olduğu keşfedildi.9

Yapılan araştırmalar, kök hücredeki bir genin ne zaman açılıp ne zaman kapanacağının gen düzenleyiciler tarafından belirlendiğini ortaya koydu. (Genome Biology’de John Rinn ve David Kelley, Harvard Universitesi ve  The Broad Institute Boston).10 Allah’ın DNA’da yarattığı kusursuz düzen sayesinde, insanın kompleks yapısı ve sahip olduğu zengin özellikler ortaya çıkmaktadır. Nur Suresi’nin 45. ayetinde şöyle bildirilmektedir:

… Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)

www.darwinistlerozurdileyin.imanisiteler.com

ENCODE Projesi ile Bilim Bir Kez Daha Allah’ın Kusursuz Yaratışını Kanıtlar

ENCODE projesiyle Richard Dawkins ve diğer bazı evrimci bilim adamlarının DNA’nın büyük bir kısmını “çöp-gereksiz” olarak gördükleri düşüncesi tamamen yıkılmıştır. Bu bilim adamları uzun yıllar boyunca “çöp DNA”yı Darwin teorisi için bir kanıt olarak ele almışlardır. “çöp-gereksiz DNA” olarak bilinen DNA dizilerinin sözde genom evriminde önemli bir rolü olduğunu düşünüyorlardı. Çöp DNA’nın canlının deneme- yanılma yoluyla elde ettiği geçmiş kazanımlarını içeren tekrarlanan –işe yaramaz genlerden oluştuğunu savunmuşlardı. Ancak 2012 yılına gelindiğinde, “Çöp DNA” nın aslında gereksiz olmadığı ve canlı yaşamı için oldukça önemli olduğu ortaya çıkınca durum değişti. Yaygın çöp DNA fikrini ortadan kaldıran ENCODE sonuçları karşısında, normalde her bilimsel olayı evrime göre yorumlayan birçok bilim adamı garip bir şekilde suskunluğunu korudu. Dr. Jerry A. Coyne hiçbir şekilde Encode ile ilgili bu haberlerden bahsetmedi.11 İngiltere’nin hahambaşı Lord Jonathan Sacks ile, ENCODE projesi sonuçlarını temel alarak BBC’nin sponsorluğunda gerçekleşen bir tartışmaya katılan Dawkins ise şüpheli ve kendi kendiyle çelişen ifadelerde bulundu.

Görüldüğü gibi evrimciler tarafından ortaya atılan çöp DNA senaryosu kendi içinde hem mantık hataları içermektedir, hem de bilimsel olarak yanlıştır. Çünkü insanlar diğer canlılardan rastlantılarla türememiş, bugünkü formlarıyla eksiksiz ve mükemmel bir biçimde yaratılmışlardır. Tüm bunlar göstermektedir ki, DNA’nın sahip olduğu tüm özelliklerin tesadüf eseri bir anda var olması kuşkusuz ki imkansızdır. Bunların her biri, Yüce Rabbimiz’in emriyle bilinçli olarak bir araya gelmiştir. Bir Kuran ayetinde Allah şöyle bildirir:

… İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir; mülk O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise, ‘bir çekirdeğin incecik zarına’ bile malik olamazlar. (Fatır Suresi, 13)

DNA’nın Her Fonksiyonu Allah’ın Kontrolündedir

DNA’ya dair veriler, Ulusal Genom Araştırma Enstitisü başkanı Francis Collins’in “bilimsel devrim” olarak adlandırdığı ENCODE projesiyle hızlı bir şekilde değişiyor. Zaman geçtikçe sözde “bencil” olduğu iddia edilen DNA’nın tamamen farklı olduğu anlaşılmaya başlandı. Bu analizler arttıkça kodlama yapmayan DNA’nın diğer fonksiyonel özellikleri de gün ışığına çıkarak bizleri şaşırtmaya devam edecektir. Birçok bilim adamının çözüldüğünü sandığı DNA’nın sırların araştırılması Allah’ın yaratma sanatının anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Materyalist ve Darwinist dogmalardan bağımsız düşünebilen herkes, DNA’daki muhteşem düzenin kendi kendine oluşamayacağını, aksine üstün akıl sahibi Yüce Rabbimiz’in eseri olduğunu takdir edecektir. DNA Allah’ın dilemesiyle ve kusursuz bir koordinasyonla kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Kuran’da Allah şöyle bildirmektedir:

Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. (Secde Suresi, 7)

  • Tek bir insanın vücudundaki DNA’ların toplamı uç uca eklense dünyadan güneşe yaklaşık 600 yüz kez gidip gelinmesi mümkün olurdu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin