Duyarsız insanlara şaşırıyor musunuz? Hayvanlara eziyet edenlere, küçük çocuklara işkence yapanlara, çöpten yemek yemeye çalışanlardan hiç etkilenmeyen hatta dönüp bakmayanlara, kendinden başkasını düşünmeyenlere, gerçeği ters-yüz edip yalan söyleyenlere, herkese kızgın olanlara, sadece kendini düşünenlere …

Bu duyarsızlık, vicdansızlık kimi zaman çok şaşırtıcı boyutlarda olabilir, oysa bu çok da şaşılacak bir durum değildir. Çünkü çevrenizdeki kimi insanlar gerçek anlamda görmez, duymaz ve anlamazlar. Bu gibi insanlara iyiliğin, fedakarlığın önemini anlatırsınız, ama yine kendilerine öncelik verirler ya da siz zulme karşı duyarlı olmayı hatırlatırsınız arkalarını dönüp giderler. Çünkü bunlar vicdanlarına kulak vermeyen, yani olaylara iç gözleriyle bakmayan ve iç kulaklarıyla duymayan insanlardır.

Belki ilk defa duyuyorsunuz, ancak görmemizi sağlayan gözlerimiz değildir, kulağımız da duymamızı sağlamaz. Gerçek anlamda görmeyi ve duymayı sağlayan vicdanımızdır, yani içimizdeki gözümüz ve kulağımızdır.

İçimizdeki göz bütün olayların kaderimizde gerçekleştiğini ve herşeyin Allah’ın takdiri olduğunu, her anımızı saniye saniye Allah’ın yarattığını hatırlayarak bakmamızı sağlar. Bizi doğruya ve güzelliklere yöneltir, üzüntüden uzaklaştırır. Duyduğumuz her güzel ya da kötü sözün, her yardım çağrısının, her iltifatın Allah’tan geldiğini bilmemizi sağlayan ise iç kulağımızdır. İç kulağımız da bizi dürüstlüğe, temiz bir ahlaka ulaştırır. İşte duyarsızlıklarıyla sizleri şaşırtan insanlarda bu özellikler ya yoktur ya da kullanmadıkları için körelmiştir.

İman etmeyen ya da iman ettiğini söyleyen, ancak iman zafiyeti içinde olan insanların çok farklı bir dünyaları vardır. Bu insanlar gözleriyle bakar, kulaklarıyla duyarlar, ama aslında algıları farklıdır. Allah’a tam iman etmedikleri ve kadere de teslim olmadıkları için ruhlarında sürekli bir mutsuzluk, huzursuzluk, telaş hakimdir. İfadeleri isyan doludur, herşeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu unuturlar, herhangi bir zorluk karşısında tevekkülsüz, sabırsız bir karakter gösterirler. Kızgındırlar, kıskançtırlar, bencildirler, düşüncesizdirler, ancak bunları değil düzeltmek saklamak için bile çaba harcamazlar. Oysa yapılması gereken çok kolaydır.

Olumsuz bir düşünceyi olumluya çevirmek için bir anlık niyet yeter. Örneğin kızgınlığı yenmek ya da kıskançlığa kendini kaptırmamak için bir saniye düşünüldüğünde doğrunun ne olduğu hemen görülecektir. İşte bu anlık niyet değişikliğini sağlayan vicdanımızdır.

İnsanın nefsi ise ayette bildirildiği gibi kötülük yönünde sürekli bir çaba içindedir.

“(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbim’in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. (Yusuf Suresi, 53)

Vicdanın sesi bir güzelliktir

Allah’ın ilhamı, yani vicdan inananlar için bir nimettir, doğruya yönelten, yanlışı ayırt etmeyi sağlayan bir güzelliktir. Bir Müslümanın imanının gücünü ve ahlakının üstünlüğünü gösteren, zorluk anlarında sergileyeceği tavır güzelliğidir. Bu üstün ahlak, cesaret, sabır, tevekkül, dirayet, metanet, hoşgörü, affedicilik, fedakarlık, merhamet, insaniyet, değerbilirlik, vicdan ve itidalli bir karakter olarak karşımıza çıkar.

Günlük hayatımızda çeşitli zorluklarla ve sıkıntılarla karşılaşırız ki bunlar dünyadaki imtihanın yani ahiret hayatımız için aldığımız eğitimin önemli parçalarıdır. Ahlakımızı güzelleştirmemizi, ruhumuzu zenginleştirmemizi, cennet ile kıyas yapmamızı sağlayan, zorluklarla kolaylıkların, konforun, rahatlığın kıyaslanmasından oluşacak yüksek bir zevk kaynağıdır. Dünyada o insana karşı saygı ve sevgiyi artıran, o kişinin örnek alınmasını sağlayan, Allah’ın izniyle herkese olumlu etki yapan hatta inkarcıların bile gizlice veya açıkça takdirine şayan olan, kısacası faydaları ve güzellikleri çok fazla olan Rahmani bir nimettir.

Allah dünya hayatında iyilikle kötülüğü, yararla zararı, güzellikle çirkinliği bir arada yaratmış ve hepsini, cennet ve cehenneme giden yolda birer deneme kılmıştır. Dünyada bize verilen süre yani imtihan dönemi iyilerle kötülerin, sabır gösterenlerle zorluk karşısında yılgınlığa düşenlerin, inkarcı zihniyete karşı mücadele içinde olanlarla oturup kalanların, nefsine uyanlarla vicdanının sesini dinleyenlerin birbirlerinden kesin bir şekilde ayrıldığı bir deneme süresidir.

Dünya hayatında iyilik ve kötülüğün birbirleriyle bu kadar iç içe olmalarının pek çok hikmeti vardır. Bunlardan biri bu tezat içinde iyiliklerin ve güzelliklerin değerinin anlaşılmasıdır. Çünkü kötülük, eksiklik ya da musibetler olmasa, insanın güzelliklerin değerini anlaması mümkün olmayacaktır. Tıpkı bir elmasın alelade taşların arasına konduğu zaman güzelliğini ve göz alıcılığını daha da belli etmesi gibi.

İnsanlar geçici dünya hayatlarında iyilik ve kötülüklerle denenirler. Bu denemelerle de aralarındaki derece farklılıkları ortaya çıkar, kötüler bir tarafa, iyiler de diğer bir tarafa ayrılırlar. İyilerden taraf olmak bizim elimizde, kötülere karşı durmak, iyilerle ittifak ederek zulmü dünyadan kaldırmak için çalışmak da bizim elimizde. Allah tüm inananları doğru yolda sebatlı kılsın.

Adnan Oktar’ın MBC Times’da yayınlanan makalesi:

http://www.mbctimes.com/english/unseeing-eyes-unhearing-ears

2015-08-16 21:54:01

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin